87 Yıl önce bugün, Menemen’de kahraman bir Türk evladı, yedek subay Mustafa Fehmi Kubilay şehit edildi. Yaralı halde sığındığı mabedin avlusunda, kör bir bıçakla başı kesildi. Yeşil sancağın ucuna takılan kesik başı Menemen sokaklarında dolaştırıldı. Şevki ve Hasan isimli iki bekçi de aynı hadise de vurularak şehit edildiler. Olayın faillerinin nihai hedefi tıpkı kendilerinden önceki mürteciler gibi Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak, hayalini kurdukları irticayı iktidar etmekti.

Başaramadılar!

O gün başaramamış olmaları onları vazgeçirmeye yetmedi. Kılıktan kılığa girdiler. Dün “Derviş Mehmed” idiler, bugün “Hocaefendi, Gavs, Şeyh” oldular. Bilime, aydınlanmaya ve onun bu topraklarda kurumsallaşmış hali olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı nefretle saldırmaya devam ettiler.

İnsanların mukaddes gördükleri her şeyi kullanarak, kendi iğrenç emellerine ulaşmak için çaba sarfettiler. Hizmet diyerek, himmet diyerek, kendi ceplerini doldurdular. “Işık evleri, dersane, tekke, kurs” adı altında fitne tohumları eken hücre evleri kurdular. Hiçbir denetime tabi olmayan bu yerlerde, yalnız gencecik beyinleri zehirlemekle kalmadılar, kimi zaman onların körpe bedenlerine de o pis ellerini uzattılar.

Bu halkın temiz çocuklarının emeklerini gasp ederek geldikleri mevkileri, halkın menfaati yerine mensubu oldukları güruhun menfaatlerini koruyan mankurtlar yetiştirdiler. Bu mankurtlar eliyle ülkede; bürokrasiyi, hukuğu, orduyu çökerttiler. Cumhuriyetin bin bir emekle yetiştirdiği çiçekleri soldurdular.

İşbirliği için her fırsatı değerlendirdiler. Dün İngiliz, Fransız desteğiyle palazlanan “şeyhler”in yerini bugün AB desteği, Soros fonlarıyla palazlanan “efendiler” aldı. Bölücü yapılarla dirsek temasından asla geri durmadılar. Alan bölüştüler, “düşmanımın düşmanı dostumdur” mantığıyla hareket ettiler.

Başaramadılar! Dedik ama çok mesafe kat ettiler, onu da görmek durumundayız!

Uğur Mumcu

Ahmet Taner Kışlalı

Bahriye Üçok

Necip hablemitoğlu

Bir suikast silsilesinin halkaları. Hepsi birer sembol. Bu ülkenin aydınlığı için çaba sarf eden aydın kalemler. Hepsi birer Kubilay, her suikast ayrı bir Menemen. Ama Menemen’deki kararlı duruştan, çelik iradeden eser yok. İhtiyacımız olan tam da bu…

İşte o çelik iradenin sembol isimlerinden biri olan Mahmut Esat BOZKURT, Kubilay hadisesiyle alakalı şu sözleri söylemişti:

“Türk Genci! Menemen sokaklarında dökülen kan senin kanındır. Yıkılmak istenilen eser, Büyük Adam’ın sana emanet ettiği eserdir; senin varlığındır; sensin…
Senin neslinden Kubilay adlı bir öz Türk delikanlısı başını verdi. Amma Cumhuriyet’i vermedi. Onları kesik başının kanında boğdu.

Türk genci!.. Cumhuriyet sana emanettir. Onu yok etmek isteyen düşmanlarla sarılısın. Kubilay’ın kanını takip et; o yoldan tarihe gir. Bugünkü düşmanlarını orada okuyacak, orada bulacaksın…”

Peki bu düşmanla, onun yarattığı karanlıkla nasıl baş edilir?

Sloganla değil bilinçle, hezeyanla değil akılla, münferit değil birlikte hareket ederek. Bilimi, aklı, aydınlanmayı temel alıp örgütlenerek, çok çalışarak. Yüksek Türk ahlak ve cesaretinden güç alarak…

Aşılamayacak hiçbir engel, yenilemeyecek hiçbir düşman yoktur.

Atatürk’ün dediği gibi:

“Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”